Eskilerin bir bildiği var orası kesin ama bazen bunu ifade şekilleri çok gaddarca. Örnek vermek gerekirse, doğum yapalı daha ikinci günümdü. “Lohusanın mezarı 40 gün açıkmış!” dediler, öğrendim. Aslında bunu derken bana söylemek istedikleri “Kendine çok dikkat et, aman üşütme, enfeksiyona dikkat et” idi. Ancak bunu söylenebilecek en sevimsiz haliyle söylediler ve dakika bir gol bir: Hoş Geldin Lohusalık.
Lohusalık hormonların sizi yiyip bitirmesiyle ilgili ama sendrom olayı tamamen çevre ile ilgili…
Herkesin -doğursun, doğurmasın- bir kere süreçle ilgili bir fikri var… Çocuk anne ve babadan ama herkes anne ve babasından daha iyi tanıyabilecek gibi davranıyor. Hatta daha iyi bakabilecek… Her işin olduğu gibi bebek bakımının da genel geçer doğruları var ama her bebek de kendine özgü bir mizaçla dünyaya geliyor kabul edelim.
Elimize verdiler bir bebek ve bak dediler.
Başlarda pek tabi ki biz de eşimle birlikte sudan çıkmış birer balıktık. Ne yapacağız, nasıl yapacağız derken; her kafadan bir ses, her kafadan bir yorum gelmeye başladı. Mesela Defne 6,5 aylık oldu yaklaşık 8 kilo ama ben hala bu çocuğu doyurmayı başaramadım(!). Hala “ama ağlatmayın çocuğu(!)” telkinleri alıyoruz. Deliyiz çünkü yavrumuzun ağlamasından garip bir zevk alıyoruz ya(!) Hala bebeğin kendini anlatma yolunun ağlama olduğunu bir türlü çevremize anlatamadık. Konuşsa zaten ağlamayacak yavrucak. Gaz bitti diş başladı derken, çocuk büyüme atağında ama biz her şeye dişten diyip yapıştırıyoruz yorumu.
Lohusalık: Cinnet sınırlarında dolaşıp anında mod değiştirebilmektir.
Anne ve baba için o kadar yorucu ve yıpratıcı bir süreç ki bu dönem anlatılmaz yaşanır… Herkes destek olmaya uğraşıyor belki ama destekten öte köstek oluyorlar haberleri yok. Cinnet sınırlarında dolaşıp anında mod değiştirebiliyorsunuz mesela… O kadar çok sizin bebeğinizle ilgili ahkam kesiliyor ki siz kendinizi dünyanın en yetersiz, en salak, en mutsuz insanı gibi düşünürken yakalıyorsunuz kendinizi. Zaten tonla hormon değişimi olmuşken bünyede bir de duygu değişimlerinde perişan oluyorsunuz. Size muhtaç bir bebek varken hele ortada, siz artık kime, neye, nasıl sığınacaksınız şaşırıyorsunuz.
Ben bu kadar dış sesin ortasında özellikle ilk 25 gün bayağı mala bağlamıştım. Kim ne derse yapıyordum. Acayip bir sakinlik gelmişti üzerime. İfadesiz bir surat ile dolaşıyordum. Hislerim çekilmişti arada sadece ağlayabiliyordum ama çoğunlukla dünya bir toz bulutuydu net olan sadece Defne ve ağlamalarıydı. Ve bir de eşimin beni sürekli motive etme çabaları…
Bu dönemde en büyük desteğiniz eşiniz! Kim ne derse desin ondan uzanan yardım eli çok kıymetli! Ameliyata girerken de yanımda sadece o kalmıştı, çıktığımda da yanımda o vardı. İlk andan beri benimle o kalabalıkta ilgilenen sadece eşim, ablam ve can dostumdu! Geridekiler sadece Defne ile ilgiliydi. Olsun, o da lazım… O kadar duygu deviniminde savrulurken birinin uzanan eli, sizi çekip çıkartabiliyor. O hengamede ben hiçbir şey duymuyorum, takmıyorum canııımmm derken iş aslında hiç de öyle değilmiş…
Lohusalık mı o da ne?
Sanki girmeme izin verdiler de bir çıkmam eksikti… Doğumdan itibaren hemen herkes benim dışımda kohusaydı çünkü! Kimseye laf söylenmiyor, herkeste bir alınganlık falan feşmekan… Şimdi düşününce bana frsat kalmadı ki lohusalığımı ağız tadıyla yaşayayım. Tabi ki bana kal gelmesi normaldi. Derken 25. gün ani bir patlamayla hooop sis perdesi aralandı. Sesim yükseldi diye eşimin bir göbek atmadığı kaldı. Yüzündeki o mutluluğu ve ben sakinleşince çektiği “OHHHH” u unutmam çok zor 🙂
Sonrası sessizlik… Ben hiçbir şeyi duymuyor, takmıyor, umursamıyorum derken, kırkım çıkmamıştı ki kurdeşen dökmeye başladım… Oraya hiç değinmiyorum çok fenaydı… Ben istediğim kadar takmayın diyeyim, sabaha kadar konuşayım yine de kafanıza takacak bir şeyler bulacaksınız illa ki. Şunu bilin isterim ki onun sizin yapabildiğinizden daha fazlasına ihtiyacı yok… İlla ki mükemmel olmaya da gerek yok. Onu sevin, ona güvenin çünkü onun sizden başka kimsesi yok. Siz bebeğiniz için en iyisisiniz!
Demem o ki, bu yazı aslında size değil sevgili anneler, bu yazı aslında çevrenizdekilere…
Onlar sizden önce okusunlar derim. Anneniz, kayınvalideniz, ablanız, görümceniz, kardeşleriniz, babalarınız, hatta komşularınız ve diğerleri… Kıssadan hisse; yardım etmek isteyen, size yemek yapsın, evinizi süpürsün, bir toz alsın ne bileyim bir işin ucundan tutsun. Herkes kendi çocuğuna baksın mesela, siz zaten bebeğinize bakarsınız…
Lohusalık deyip hafife almayın, bir lohusa o dönemde yaşadıklarını, ona söylenilenleri kolay kolay unutmaz, unutamaz. Aslında çok da bir şeye ihtiyaç yok anlayacağınız… Biraz anlayış, biraz huzur, biraz tebessüm yeterli.