Benim “Anne”liğim doğumhanede başladı!
Hamile olduğumdan ilk şüphelendiğimde, konduramamıştım. Kendimce 3 gün, gün aşırı (son gün 2 defa) test yaptım. Zaten acayip uykuya düşüyordum. Bazen gözüm kararıyordu. Eşim bu kadar uykuya, bu baş dönmelerine zaten içten içe şüpheleniyormuş. Biz birbirimize belli etmemeye çalışırken, hamileyim ben galiba diyerek doktorumdan randevu aldım.
Randevuya giderken, eşim de ben de temkinli belki biraz tedirgindik… Doktorum beni öyle bir çoşkuyla karşıladı ki, eşimle birbirimize baktık ve ne unuttuğumuzu farkettik. Biz ağız dolusu sevinememiştik şaşkınlıktan! Sevinmekten ziyade hemen her duyguyu yaşamıştık ama sevinmek?
Velhasıl, doktorum hamile olduğumu tescilledi ve haberi doğrulamamızla beni aldı bir düşünce… Daha çok korktum galiba. Karnımdaki can bana emanet edilmiş gibi hissettim. Bu 9 aylık süreçte de hep böyleydi. Annelikten ziyade banka kasası gibiydim. O can bana emanetti ve ona asla zarar gelmemeliydi. Sanki 9 ay bu canı taşıyacak, sağ salim dünyaya getirecek ve sonra ilgili makama teslim edecektim. Saçma! Ama hissim tam tamına böyleydi. Yerken, içerken, çok sıcakken ya da çok soğukken hep bu düşünce vardı kafamda. EMANET! Emanete hıyanet asla olmazdı.
Gel zaman git zaman bitmek bilmeyen hamileliğin ardından doğum vakti gelmişti… O zamana kadar kör, topal (topal derken gayet ciddiyim, 1 ay bacağım alçıda kaldı. O başka bir yazının konusu tabi.) birbirimizi idare etmiştik. Büyük gün gelmişti… Ameliyathaneye girerken dahi bebeğime bir şey olmaması benim için yeterdi…
18 Ocak saat 09:01 Defne dünyaya geldi. Doktorum uzaktan kızımı bana gösterdi. Hiç durmadan ağlıyordu. Çırpınıyordu. Temizlendi, sanırım o esnada bana dikiş atılıyordu. Kızımı yanıma getirdiler. Eliyle yüzüme dokundu. O anda ağlaması kesildi. Benim gözümden yaşlar iniyordu, sadece “buradayım anneciğim” diyebildim. İşte ben o an ANNE oldum! O zaman bu zaman bir fiil anneyim 🙂 İyi ki…